|
Caz Sanatçıları

Billie Holiday'in Hikayesi
Lâle Kuyucu
Cazda hikaye çoktur. Yazılan her nota, tekrar tekrar
çalınan ve söylenen her şarkı, eli değen herkesin
hikayesi haline gelir çünkü. Dünya yüzündeki en iyi
enstruman insan sesidir. Ve bazı insan sesleri mucize
gibi girer kulaklarımıza… Bir daha da hiç çıkmaz.
Billie, gelmiş geçmiş kadın şarkıcıların en unutulmaz
olanıdır. O hepimizin içindeki kırık çocuk, çok bilmiş
kadın, susup oturan koca adam olabilir her an. Bugün
şarkı söyleyen, enstruman çalan herkesin içinde ve
müziğinde az biraz ondan vardır. Kimi kez nostaljik
bir film karesinde çıkar karşımıza, kimi kez de başka
birilerinin sesinden göz kırpar.
Billie Holiday, ya da dünyaya geldiğinde verilen
ismiyle Eleanora Fagan, 1915'te Baltimore'da doğar.
Annesi Sadie ve babası Clarence o doğduğunda onlu
yaşlarını sürmektedir. Babası o bebekken onlardan
ayrılır; Billie de annesi tarafından akrabalarına
emanet edilir. Kalanı tecavüz, fahişelik, ıslah evi
ve gözetimle geçer. Arada hep unutulmaz bir sesten
yürekte yer eden şarkılar vardır.
O birilerinin hayatında izler bırakır. Burt Lancaster'in
son filmlerinden The Rocket Gibraltar'da (Yön. Daniel
Petrie, 1988), bütün film boyunca Billie, Ginger ve
Fred dolaşır ekranda. Yaşlı adam, bütün gün Billie
Holiday dinleyip Fred'le Ginger'ın danslarını seyreder;
bir yandan da Jackson Pollock'un resimlerine bakarak
ruhunu eyler. Billie kimimizin geçmişteki gülümseten
anılarını, kimimizin tutkusunu, kimimizin de umutlarını
söylemektedir.
Şarkı söylemeyi çok isteyen Billie, hayran olduğu
film yıldızı Billie Dove'un adını alır ve bir klüp
yöneticisiyle birkaç şarkı için anlaşarak yola çıkar.
Sonra John Hammond tarafından keşfedilir. Zaten bütün
müzisyenleri, özellikle de o çağların şarkıcılarını
keşfeden birilerine borçluyuz bazı keyifleri. 1933'te
Hammond onun için Benny Goodman'la anlaşır. O dönemin
bütün şarkıcıları büyük orkestralarla oradan oraya
dolaşarak şarkıcılık kariyerine başlamaktadır. Benny
Goodman'ın orkestrasında şarkı söylerken aralarında
Roy Eldridge'in de bulunduğu birçok önemli isimle
çalışır. Kendine özgü sesi, o yıllarda öne çıkmaya
başlar.
Billie, sade, olduğu gibi bir şarkıcıdır. O şarkı
söylerken, kalbi kırılmış, evinde pencerenin önündeki
koltukta kendi kendine mırıldanan bir kadını dinlediğiniz
hissine kapılırsınız. Aklınıza gelebilecek her türde
ve şiddette acıyı görüp geçirmiş olan bu kadının sesinde
hüznü duymamak imkansızdır. Billie'nin hüznü bazen
en şakacı şarkının içinden göz kırpar. Çocuk bir anneyle
çocuk bir babanın kızı olarak dünyaya gelip düşe kalka,
hatta sonlara doğru daha çok düşe düşe yaşamıştır.
Ama yüzeyde gördüğümüz ne olursa olsun, kulağımıza
gelen, son günlerinde bile bir şarkıyı eğip büküp
kendi şarkısına dönüştüren, sakin ama müziği doğru
hissedip doğru ifade eden Billie ve onun eşsiz sesidir.
Bu ses oktavlar boyunca uzanmaz. Teknik cambazlıkları
da pek umursamaz herhalde. Ama caz sahnesinde hem
dili, hem de müziğin dilini bu kadar ustaca kullanan
başka bir ses daha duymayız. Caz standartları bir
yana, en çok bilinen şarkılar bile Billie söyledikten
sonra başkalaşır. Onun vibratolarında her notayı başka
bir boyuttan duyarız.
Benny Goodman'dan sonra, Teddy Wilson ve Count Basie'yle
de çalışır. Lester Young'la yaşam boyu müzik ilişkisi
olur. Count Basie onu çok dikbaşlı ve bağımsız olduğu
için bırakır. 1939'da Strange Fruit ve God Bless the
Child'ı söyler. God Bless the Child tabii ki onun
hikayesini anlatır.
Cazcıların hayatında trajedi pek çoktur. Billie
Holiday'i dinlerken insanın bu trajedilerin besleyici
yanına inanası geliyor. "Lady Sings the Blues" derken
kırılan sesiyle yaptığı vurgu, Come Rain or Come Shine'da
koşulsuz sevginin hem tadını hem de acısını anlatır.
Özel hayatındaki iniş çıkışların her birinde alkol
ve uyuşturucu bağımlılığı biraz daha derinleşen Billie
Holiday, son kayıtlarında bile sesini kolay erişilemeyecek
bir ustalıkla kullanmıştır. Herbie Hancock'un caza
son hediyesi olan The New Standard'da tartışmaya açtığı
gibi, caz standartları aslında bir dönemin popüler
şarkılarıdır. Billie bu şarkıların pek çoğunu sesiyle
şenlendirmiştir. Onun söylediği her şarkı artık başka
bir şarkı olur.
Billie Holiday en uzun süreli ve en önemli müzikal
beraberliğini tenor saksofoncu Lester Young'la kurar.
Seslendirdiği şarkının sözlerini kullanmadan dinleyene
doğrudan yansıtmayı ve hissettirmeyi hedefleyen Lester
"Pres" Young'la swing şarkıcılarının divası Billie
Holiday sözcükleri ve notaları birlikte onurlandırır.
Pres, Billie'ye "Lady Day" der. İkilinin uyumu caz
şarkıcılığında hala geçerli olan tanımları koyar.
Birlikte seslendirdikleri en önemli şarkılar Time
On My Hands, Without Your Love ve Me, Myself and I.
Billie Holiday, kendi başına bir ekolün bayrağıdır.
Bu ekolde caz adına ne yapıldığından çok nasıl yapıldığı
önem taşır. Bunun en tipik örneklerinden biri, şarkıcının
1935'te Teddy Wilson'la kaydettiği "What a Little
Moonlight Can Do" şarkısıdır. O güne kadar sıradan
bir şarkıyken Billie Holiday'in söylemesinin ardından
sanatsal bir sınıflamaya dahil olur. Billie blues
şarkıcısı değildir ama, ne de olsa Lady ne söylese
içindeki blues ortaya çıkar.
Yaptığı 350 kayıttan 70'i Teddy Wilson'la kaydettikleridir.
En güzel şarkılarını 30'lu yıllarda Teddy Wilson ve
Lester Young'la söyler. Özellikle de Lester Young-Billie
Holiday ikilisinin seslendirdiği şarkılar o kadar
başarılıdır ki, solistle eşlikçi ayrılmaz bir ikili
olarak sahnededir. Sesle sözün en cazca bileşimlerinden
biri Lady Day'le Pres'in şarkılarında yakalanır bir
dönem.
Billie Holiday'in sesinde Bessie Smith'in sesindeki
o soylu ton ve güç yoktur. O sade, duyarlı ve dinleyeni
kapıp götüren sesi ve yorumuyla ırk ayrımına karşı
da aykırı bir ses olarak duyulur. Dönem, müzisyenlerin
de bu ayrımcılıktan nasibini fazlasıyla aldığı bir
dönemdir. İlk kez 1939'da seslendirdiği Strange Fruit,
acı bir öykünün ortaya konmasından ibarettir. Ne eksik,
ne fazla; tam Billie'ce…
Billie Holiday, sevilesi bir kadındır. İnce, narin,
sıcacık, dokunsanız kırılacakmış gibi bir şarkı söyleyişle;
olduğu gibi ve olanca duyarlılığıyla ve naifliğiyle
karşınızda… Melodram yok; her şey çok yalın ve bir
o kadar da sanatsal. Onun şarkı söyleyişinde Lester
Young'ın tenor saksofonundaki esneklik vardır. Hem
de onunla karşılaşmadan çok öncesine dayanır bu esneklik.
Saksofon birçok caz şarkıcısının temel etki kaynağıdır.
Ama işin ilginç tarafı, Billie'nin ilk kaydında, daha
tenor saksofonun cazdaki etkisi tanımlanmamışken bile
bu esinin gözlenmesidir. Modern caz, kaynağını yani
şarkı söylemeyi, Billie Holiday'e borçludur. Bu kaynak
sonraları bütün enstrumanların esin kaynağı olmuştur.
İnsan sesinin mikrofonu doğru kullanarak neler neler
ifade edebileceğini ilk keşfedenlerden biri de Billie
Holiday'dir. Bu keşfini son günlerine dek kullanan
Billie Holiday'in çöken bedeninden çıkan ses, son
yıllarında artık yaratıcılığın, ifade gücünün ve şarkıcılık
ruhunun canlı kanıtıdır. Şarkı söyleyen, müzik üreten
herkesin sesinde ve enstrumanında hala yer edecek
kadar canlı, içimizde bir yerlere en hızlı gitmenizi
sağlayacak kadar yakın ve minicik detaylarda cazı
tanımlayacak kadar duyarlı bir ses Lady Day...
Bu yazı, Jazz, Blues ve Emprovize Müzik Dergisi'nin
Ekim-Kasım-Aralık 1996 sayısında yayınlanmıştır.
© 1996, Lâle Kuyucu
Bütün hakları Lâle Kuyucu'ya aittir. Yazarın yazılı
izni olmaksızın, yazının tümü ya da bir parçası yeniden
basılamaz. Kaynak gösterilmeksizin alıntı yapılamaz.
|